Üç Bayramın Birleşimi: 23 Nisan’ı Kutlayalım
24 Nisan 2026 tarihinde, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı coşkuyla kutladık. Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği bu özel gün, dünyada sadece Türkiye’ye özgü bir bayramdır. 23 Nisan tarihi, aslında üç ayrı bayramın birleşimini temsil etmektedir.
İlk olarak, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılış günü olarak kabul edilen bu tarihin önemini vurguluyoruz. Meclis’in açılışının bir yıl sonra milli bayram olarak ilan edilmesiyle, her 23 Nisan’da bu tarihi anmayı gelenek haline getirmiş bulunuyoruz. İkinci olarak, 1 Kasım 1922 tarihinde saltanatın kaldırılması da bu bayramın bir parçasıdır. Üçüncü olarak ise, Atatürk’ün öncülüğünde 1927 yılında ilan edilen Çocuk Bayramı’nı kutluyoruz.
Başlangıçta 23 Nisan Milli Bayramı ve 23 Nisan Çocuk Bayramı ayrı kutlanıyordu; ancak saltanatın kaldırılmasının ardından, 1935’te iki bayram bir araya getirildi. 1980 sonrası ise bu üç bayram, “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” adı altında birleşti. Üç bayramın da kutlanması, Atatürk’ün vizyonunu ve liderliğini göstermektedir.
Atatürk, çocuklara büyük önem vermiştir. 23 Nisan günlerinde makamında çocukları ağırlayarak onlara hitap ederdi. Bir konuşmasında, “Küçük hanımlar, küçük beyler… Sizler geleceğin bir gülü, yıldızı ve aydınlık kaynağısınız. Memleketi asıl aydınlığa kavuşturacak olan sizlersiniz. Kendinizin ne kadar değerli olduğunun bilincinde olun ve buna göre çalışın.” sözleriyle çocukların önemini vurgulamıştır. “Çocuk, yurdun temelidir. Bu ülkenin geleceği sizlersiniz. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınız kutlu olsun.” diyerek, genç nesillere verdiği önemi ve güveni ifade etmiştir.
Geçmişte Türkiye’de 23 Nisan, diğer milli bayramlarda olduğu gibi büyük bir coşku ile kutlanırdı ve okullarda çeşitli etkinlikler düzenlenirdi. Ancak mevcut iktidarın milli bayramlara yaklaşımı farklılık göstermekte, kutlamalara çeşitli kısıtlamalar getirilmiştir. Bu kısıtlamalar, “milli bayramları sivilleştirelim” gerekçesiyle savunulmakta, ancak uygulamalar toplumda kutuplaşmaya yol açmaktadır.
Ayrıca, eğitim müfredatındaki Atatürk ile ilgili içerikler zamanla azalmıştır. Atatürk, “Benim tek mirasım akıl ve bilimdir” demiştir. Ancak son yıllarda eğitim sisteminde akıl ve bilimin yerine inanç öne çıkarılmaya başlanmış, okullarda yapılan gösterilerde türban gibi unsurlar yer bulmaya başlamıştır. Türkiye, eğitim sistemini Atatürk’ün mirası olan “akıl ve bilime” dayandırmak zorundadır. Gelecekte, Atatürk’ün vasiyet ettiği gibi, Türkiye Cumhuriyeti’nin hak ettiği yerde olabilmesi için her alanda akıl ve bilimi esas alması gerekmektedir. Çağdaş ülkeler arasında etkili ve saygın bir konuma ulaşmanın tek yolu budur.