Büyükelçi Namık Tan, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile ABD Başkanı Donald Trump arasında Pekin’de gerçekleşen zirveye dair önemli açıklamalarda bulundu. Tan, sosyal medya hesabından yaptığı değerlendirmede, “Pekin’in İran noktasında ABD politikasına yaklaşmasının şu anda olası olmadığını” belirtti.
2010-2014 yılları arasında Türkiye’nin ABD Büyükelçisi olarak görev yapan Tan, her iki tarafın da mevcut sorunları tamamen çözmekten ziyade, rekabeti kontrol edilebilir bir seviyede tutmaya çalıştığını ifade etti. Tan, “Pekin’deki Xi Jinping – Donald Trump zirvesinin sonuçlarını kesin olarak değerlendirmek için henüz erken. Ancak ilk açıklamalar, tarafların sorunları çözmekten çok, rekabeti yönetme çabası içinde olduğunu gösteriyor” dedi.
Çin’in, iki ülke arasındaki ilişkileri “yapıcı stratejik istikrar” çerçevesinde ele almasının dikkat çekici olduğunu vurgulayan Tan, Çin’in sadece ticaret ve teknoloji alanında bir rakip olarak değil, aynı zamanda güvenlik endişeleri ve bölgesel kırmızı çizgileriyle de dikkate alınması gereken bir süper güç olduğunu dile getirdi. Trump’ın, Çin’i sadece stratejik bir rakip olarak değil, saygı gösterilmesi gereken köklü bir medeniyet olarak tanımlamasının önemine değindi.
Zirvede öne çıkan konulardan biri olan Tayvan meselesine dikkat çeken Tan, “Xi’nin bu konuda verdiği mesajlar, Pekin’in Tayvan’ı sıradan bir pazarlık unsuru değil, egemenlik ve güvenlik meselesi olarak gördüğünü açıkça ortaya koyuyor” dedi. Zirvenin diğer önemli bir başlığı ise İran ve Hürmüz Boğazı’ydı. İlk açıklamalara göre, Trump ve Xi, Hürmüz Boğazı’nın açık kalması ve enerji akışının sürekliliği konusunda fikir birliğine vardılar. Ayrıca, Xi’nin Boğaz’ın askerileştirilmesi ve geçiş ücretleri gibi uygulamalara karşı olduğunu özellikle vurgulaması önemli bir nokta olarak öne çıkıyor.
Tan, “Her iki taraf da rekabetin Tayvan, teknoloji, enerji güvenliği ve Ortadoğu konularında kontrolsüz bir krize dönüşmesini istemiyor” şeklinde konuştu. İran’ın nükleer silaha sahip olamayacağına dair ortak vurgu ise, ABD ile Çin arasında İran dosyasında daha görünür bir iş birliği olabileceği izlenimi oluşturuyor; ancak bu konuda temkinli olmak gerektiğinin altını çizdi.
Hürmüz Boğazı’nın savaş öncesinde zaten açık olduğunu belirten Tan, Çin’in de her zaman İran’ın nükleer silaha sahip olmasına karşı çıktığını ve barışçıl nükleer kullanım hakkını savunduğunu hatırlattı. Bu nedenle, Pekin’in İran konusunda ABD çizgisine yaklaşmasının şu aşamada mümkün olmadığını vurguladı. Tan, Çin’in İran konusundaki tutumunun enerji güvenliği, bölgesel istikrar ve küresel piyasa dengeleri açısından kendi çıkarlarını gözeten bir pozisyonda olduğunu belirtti.
Sonuç olarak, her iki tarafın da rekabetin kontrolden çıkmasını istemediği görülüyor. Bu temasın kalıcı bir denge arayışına mı yoksa geçici bir yatıştırma sürecine mi yol açacağı ise önümüzdeki günlerde atılacak somut adımlarla netlik kazanacak.