Bakan Nebati: Yatırım ve üretim arttı

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, katıldığı canlı yayında önemli açıklamalarda bulunuyor.

Bakan Nebati’nin açıklamalarından önemli satır başları şu şekilde:

Türkiye’de dövizin artışı demek doğrudan fiyatların artırılması olarak görünüyor. Salgından yeni çıkmış bir dünya ve üzerine gelen savaş, enflasyon olgusunu çok tartışılır bir hale getirdi. Enerji fiyatlarının çok hızlı bir şekilde yükselmesi de enflasyonun Türkiye’de en fazla hissedildiği ülkelerden bir tanesi oldu. Aykırı bir hareket yaptık. Teknik bir değerlendirmeden ziyade toplumsal bir karşılığı olması gerektiğini de düşünerek büyümeden ödün vermeden enflasyonla mücadele dedik. Savaş, hedeflerimizi bir miktar ötelese de fiyatların aşağı olarak düşmesini gördük ve enflasyonla mücadelemizi çok daha anlaşılır hale getirdik. Büyümeden taviz vermediğimiz için işletmeler üretmelere devam etti. Yatırım ve üretim arttı. İşsizlik yaşanmadı. Türkiye, 9,7’lik bir işsizlik oranına geriledi.

Enflasyon niçin hala yüzde 50’lerde? Geçen sene yüzde 80’lerde bir enflasyon gördük, o dönem aralık itibarıyla düşecek dedim, bu etki, döviz fiyatlarındaki hareketliliğinin devam etmesi emtia fiyatlarının düşmesi anlamına geleceği kanaatindeyim. Bugün açıklanan enflasyon, beklentileri karşılıyor. Asgari ücrete artış yapıldı, üretim ve tüketim devam ediyor. 6 Şubat depremlerinden dolayı da yüzyılın afetiyle karşı karşıya kalan ülkemizde böyle bir enflasyon görülmesi, beklenenle karşılaştığımız anlamına geliyor. Gelecek ay, Ramazan ayının getirdiği gıda fiyatı artışına rağmen Mayıs’ta enflasyonun 50’nin altına düştüğünü ve sonra daha da gerilere gittiğini göreceğiz.

Türkiye’de yazın bahçelerde her türlü sebze üretiliyor, fiyatların da düşüyor olmasında kaynaklanan bir göreceli düşüş var. Kışın ise çok dar bir alanda ve çok ciddi bir maliyetle seracılıkla üretiliyor. Bundan kaynaklı fiyatların düştüğünü görsek de ancak yaz aylarında anlarız. Bu klasiktir, Ramazan ayı gelince gıda fiyatları yükselir. sizi temin ederim ki enflasyon ile mücadele noktasında biz, beklentilerin kırıldığını gördük. Enflasyon zaman içerisinde yayılarak düşecek.

Savaş, döviz fiyatlarındaki artıştan dolayı sürekli fiyat artışlarıyla karşılaşmıştık ama bu yıl geçen yılki oranlara göre yarı yarıya bir baskı oldu. Şimdi fiyatları artıran değil düşüren bir Türkiye var. Geçen yıla kıyasla bir düşüş var.

Gıda enflasyonunda yavaşlama ne zaman olur?

Gıda enflasyonu dünyanın tamamında genel enflasyonun üzerinde seyrediyor. Tahıl koridoruna rağmen fiyatların hızla yükseliyor olması kuraklığın artması ve AB ile İngiltere’de sınırlama getirildi, İspanya, Portekiz ve Afrika’da üretilen miktarlarda azalma oldu sebzede. Domates üretimi Türkiye’de çok yükseldi. Bununla ilgili bakanlıklarımızla birtakım çalışmalar yaptık. Dünyanın tamamı, gıda ile ilgili enflasyonist bir baskı altında. Mayıs ayından itibaren tarladaki üretimleri alacağız ancak bu tarihten itibaren fiyatların düştüğünü görmüş olacağız. Türkiye’nin bir yıl arayla bir soğan patates fiyat yüksekliği yaşadığı malum. Çiftçi, fiyatlar yükselince yüksek üretime giriyor, üretim artınca satacak kimse bulamıyor, geçen yıl biz aldık ve dağıttık, bir kısmı da çürüdü.

Çiftçi bir yıl kazanıp bir yıl kaybediyor ama bizim çiftçiyi çok iyi korumamız gerekiyor. Ürün bazında üretimin belirli bir planda yapılması için Tarım Bakanımızla anlaşmaya vardık. Biz de Bakanlıkça çok net söylüyoruz, bu düzlemi yakalamak lazım. İnsanların soğanın ucuz ya da pahalı olmasını insanların konuşmasından çıkarmamız lazım. Tüketiciye bir zarar varsa bunun kamu tarafından karşılanması için bir toplumsal duruş açısından net irade koyalım.

Türkiye’de damak tadı değişti. Koyun eti ucuz ama tercih edilmiyor, kokusundan dolayı. Bunu da değiştirmek lazım. Bu işlerin belirli bir plan çerçevesinde yapılması ve kamunun elini taşın altına koyma konusunda çekinmemesi gerekir. Bizim burada yapmamız gereken, aracıların fiyatları artırıp artırmaması çok önemli.

Elbette kasıtlı fiyat artıranlar da vardır. Kasıtlı işler yapılıyor olması ahlaki olarak anormal ama bunlarla bizim incelemelerimiz var, ciddi düzenlemeler yapıyoruz. Fahiş gelir elde ediliyorsa, ithalat yoluyla da insanlarımız ucuz ete ulaşmalı.

Ulaştırma Bakanını aradım, ne kadar ihtiyacın var, birisi sizden bir mal aldıysa haftanın hangi gününde aldıysanız onu bilir ve ödeme planını ona göre yapar. Herhangi birisi parasını ne zaman alacağını bilmediği için ödeme planı da yapamaz.

Kamu borçlarını tam soyut bir devlet anlayışı içerisinde kasa durumuna göre hesaplayıp, o gün ödenmediği takdirde parasını alamayan kişi, nasıl bir faiz karşısında kalıyorsa, devlet de onun finansal maliyetini karşılasın, devlet de onu cezalandırsın. Market için de doğru olan şudur, gıdada 30 günde diğer ürünlerde de azami 60 gün içinde ödemelerin yapılması zorunlu hale getirilmelidir. Sadece market ve kamuda değil, her işlemde öngörülebilirliğin sağlanması lazım. Öngörülebilirliğin olmadığı bir dünya düzeninde iş, yürümez.

Depremin ekonomiye etkisi

MB’deki hazineye devredilmesi gereken miktarı geçen Ocak ayında almıştık. 30 milyar da AFAD’a vardı, bu açık düşecek. 31 Aralık itibarıyla biz çok güçlü bir kasayla girdik. EYT’nin çıkacağını ve maliyetini tahmin ediyorduk. Erdoğan’ın duruşunu net olarak bildiğimiz için enflasyona karşı kimseyi ezdirmemek için bunun olacağı net olarak belliydi, bakanlıklara beklentilerinin 3-5 katı ödeme yaparak çok rahatlattık.

Erdoğan, 100 milyar lirayı ifade etti ödenmesi için ve biz bu miktarı AFAD’a tahsis ettik. Depremin şöyle bir şeyi var. 56-57 gün oldu, sahadayız. Muhalefet liderlerinden bazıları soruyor, neredeler diye, balığa benzetiyorlar, gerçekten de öyle olduk, bir de Şanlıurfa’da sel afeti oldu.

Biz 104 milyar dolar bir servet kaybımız oldu ve 50 binin üzerinde insan kaybettik, yaralılarımız var. Orada farklı bir acı var. Bizim afetzedelere en insani şekilde yaklaşmamız lazım, her şeylerini kaybettiler. Bakanlar bize sordu, ne yapacağız diye, ben de, sakın bu işe maliye olarak bakmıyoruz, insani bakıyoruz ve tüm talepler karşılanacak diyerek sahaya çıkın dedim.

Varlık yitimi bir fabrika yitimi değildir. Bir şekilde 14 milyondan 85 milyona kadar hepimiz etkilendik. Fabrika yıkılırsa varlığınızı yitiyorsunuz, bakkal dükkanınız, eskici bunu yitirdiyseniz bu da varlık yitimidir.

Bizim 4,5 milyon liralık bir bütçemiz var. Sadece Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın, şehirleri kuruyoruz demiyorum ben, ülke inşa ediyoruz. 650 bin konut deyince bu kast ediliyor. Bizim bütçe üzerindeki bu yükü karşılamamız lazım ve servet kaybını giderecek tedbir almamız ve enflasyonla mücadele etmemiz lazım. Üretim devam ediyor, ihracat rakamları açıklandı. Deprem bölgesindeki kayıplardan dolayı bir azalma oldu ama Mart ayında toparlandık. Ülke üretmeye devam edecek, ihracat ve yatırıma devam edecek. Kasanın güçlü bir şekilde başlamasıyla da bir miktar nefes alıyoruz.

Servet kaybının etkisi ilk çeyrekte görülüyor. Bu benim inşaatçılardan duyduğum bir çağrı, biz çalıştıracak eleman bulamadık. Erdoğan’ın vaadi, ben bunu yapacağım diye, Murat Kurum’u da tebrik ediyorum. Ben de ona açık çek verdim, sen para hesabına girme, sen insanların başını sokabileceği evler için çalışmanı yap. Yıkılmış olan evden daha konforlu bir evin inşa edilmesi için TOKİ ve Emlak Konut ile inanılmaz bir çaba sarf ediyor. Biz bunun maliyetini karşılıyoruz ama bunun bir de geliri var. Seramik, çimento geliri artıyor, üretimler Türkiye’de oluyor. Hem üretimin artmasına hem de milli gelirin ilk çeyrekte kaybının giderilmesi ve büyümeye etkisi olacağını görüyoruz.

Sanayi Bakanımızla da OSB ve küçük sanayi bölgeleri ile ilgili üretimin bir an evvel başlaması için de bir kaynak oluşturduk. Vatandaşlarımızın bir an evvel şehirlerine dönmesi için. 7 milyar euroluk bir fon verildi. 1 milyarı Suriye’ye 6 milyarı Türkiye’ye. Krediler ve uzun vadeli ve çok düşük faizli. Başta Dünya Bankası olmak üzere, birçok kurum, afetin şiddetini gördükten sonra kaynaklarını artırıyorlar. Çünkü proje karşılığı yapılacak bu. Hızlı bir şekilde bunların gerçekleştirilmesi lazım. Özellikle de AB’den gelen genişlemeden sorumlu ve İsveç Bakanın ifade ettiği şey, fon kurmaktı. Tam da bunu kurduk, afet fonu kurduk. Her türlü hibe gibi alanların yönetilmesi ve bu alanlara yönlendirilmesi gibi bir çalışma var.

Afet bölgesine yönelik yardımlarla ilgili malumun ilamını yapacağız. Biz sözümüzü tuttuk. Hanımefendi, beyefendi bu kadar verdiniz, vermediniz açıklayacağız.

Kentsel dönüşümle ilgili çok kapsamlı bir kampanya başlattık. Konutunu kentsel dönüşüme sokmak isteyenlerin tüm maliyetini düşük faizle kredilendirip müteahhitte de destek oluyoruz. Şu anda insanları maalesef ters yönlendiren bir süreç yaşadık, birçok muhalif, kentsel dönüşümün engellenmesi için adımlar attı. Hiç olmazsa bu acıları yaşadığımız dönemde, belediyelerin hiç olmazsa çok hızlı bir şekilde rol alması gerektiğine inanıyoruz.

Avrupa ülkeleri içinde en az vergi yükü olan ülkeyiz. Dolaylı vergiler de yüksek, bunların doğrudan vergi olması iki şey yapılmalı, bu ülkenin 3’te 1’i kayıt dışı. Şu anda bir dışarıya çıkalım ne olduğunu hepimiz biliyoruz, bunun tespiti için teknolojik altyapının düzenlenmesi lazım. Bunun için 1,2 milyar lira gerekiyor, dedik, 1,5 milyar liralık ödenek ayırıp çalışmaları başlatıyoruz, buna paralel olarak risk analizi, denetim ve teknolojik altyapı ile ilgili düzenlemeleri yaparsak biz bunu çözeriz. Bir de denetimle insanlara kamunun gücünü hissettirmemiz lazım.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir